banner57
Kendi kendini sakinleştirmek aslında herkesin kullandığı bir şey. Mesela; telefonda konuşurken, başka bir nesneyle uğraşmak. Bunu belki daha iyi düşünebilmek, o anda kafayı boşaltmak, konsantre olabilmek adına yapılan bir durumdur ama biz psikologlar olarak, burada psikosomatik işleyişten, kişilerden bahsederiz. Bu kişilerde kendini sakinleştirme çok fazla yapılıyor. Sürekli yapılan bir hale geliyor ve daha iyi düşünebilmek adına yapılıyor. Başka şekilde bir ifade yolu kalmıyor.

Örneğin; tehlikeli spor yapanlar, kendini riskli davranışların içine atanlar. Bu kişiler bir doyum elde etmiyor fakat bir rahatlama elde ediyor. Bu davranışlar nihayetinde doyum için değil, sakinleşmek ve rahatlamak için yapılıyor. Kendini sakinleştirme bir belirti, bir işaret değil. Burada doyum sağlanmak amaçlanmıyor, kişi bir doyumdan önce dinginlik, rahatlama, boşalım, deşarj aradığı için yapıyor sakinleşmeyi. Kişi bunu düşünebilmek adına yapar, başka şekilde kendini ifade edemez ve sakinleşmek için kendine bir yol seçer. Mesela; daha iyi düşünebilmek için bir aktiviteye ihtiyaç vardır ve kişi saatlerce kendini yollara vurur, yürüyüş yapar.

Her sabah bir miktar yol yürümeden yazı yazamayan yazarlar vardır. Bunu sakinleşmek ve daha iyi düşünmek adına yaparlar ama bu kişiye doyum vermez. Her ne kadar dağlara çıkılsa da, adrenalin iyi gelse de bu sadece rahatlama sağlar, beyindeki çatışmayı çözmez.

Peki, bu insanlar neden bir iş öncesi ya da sürekli kendilerini sakinleştirmek durumunda kalırlar? Bunlar, muhtemelen erken dönemde (0-3 yaş) annelerinin sakinleştiremediği insanlardır ve affektif iletilerinde eksiklik vardır. O içsel nesnenin yani annenin eksikliği, kalitesinin düşüklüğü ile bağlantılıdır. Bebeği yeterince sakinleştiren, dingin bir annenin olmaması nedeniyle aranan tek şey oradaki eksikliktir.

Çocuğun erken dönemde maruz kaldığı ilişkilerin kalitesi önemlidir. Anne yeterli doyumu veremezse, çocuk ilerde doyumu dışarıda arar. Herkes, annesinin imajını, temsilini, bilgisini taşır içinde. Bir baba fikri vardır ve onların fonksiyonlarıyla özdeşleşme yaşanır. İçteki annenin bebeğin sakinleşmesi için yaptıklarıyla, onun kendi ruhsal dünyasının, içten ve dıştan gelen uyarımlara nasıl cevap vereceğini kişi, bebekken öğrenir. Bebek duygulanımlara cevap verir, tasarımlandırır, anlamlandırır ve bunları öğrenir. Ama burada bir problem varsa yani anne kendi ruhsallığını çocuğa ödünç veremediyse, çocuğun heyecanlarını karşılayamadıysa, çocuk o kaosta kendi başına kaldıysa, anne de hastaysa veya evde çok çocuk varsa bunların hepsi çocukta kapanmayan bir eksiklik oluşturur ve hep dışarıdaki bir nesneye bağımlı kalır ve o eksiklik bağımlı olduğu nesneden alınır hale gelir. Özdeşim eksikliği yaşayan her çocukta bu durum görülür.

Uykusuz bebeklerle çalışanların bildirilerine göre fark ediliyor ki bu bebeklerin anneleri onları uyutmak için özel bir tipte sallıyor. Anne bu bebeği uyutma da zorlanıyor ve sürekli alıp gezdiriyor. Sadece sallıyor, ağlaya ağlaya uyuyakalan çocuklar vardır. Burada da sallaya sallaya en sonunda uyuyor ama bu bir doyum neticesi uyuma değil sadece deşarjdır. Michael Fail bu durum için der ki; belki çocuk 'sakinleşmek için ihtiyaç Var’ı öğreniyor. Yani çocuğa kendi kendine bir kapasite vermiyor anne. Bu mekanik bir şekilde sallamadır, şefkatle ve ninni söyleyerek uyutmak değildir ve bir an evvel uyusun diye yapılır. Anne bu kapasiteyi çocuğa veremiyor ve çocuk bu kapasiteyi içselleştiremiyor. İçselleştiremeyen çocukta nesne boşluğu oluşuyor ve ilerideki hayatında iş doyumu yaşamak için öncesinde kendini sakinleştirmek zorunda kalıyor...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.