banner57

 1942 yılında Aile Yörük olduğu için, kışın Adana’ya göç ettiklerinde dünyaya gelmiş Mayaç Aytar. Annesi Kayserili, babası Yörük. Annesinin çileli hayatı Mayaç Aytar’ı yalnızlığa sürüklemiş. Annesi hayatta ama yanında değil. Babaanne elinde; buruk, kırgın ve biraz da yaşama küs büyümüş. Hayat onun elinden annesini almış. Çocukluğunda yanında olamayan, onun büyümesini göremeyen annesine yıllar sonra eşinin sayesinde kavuşmuş. Çocukluğu çalınan Mayaç Teyze, anne olduktan sonra 23 yaşına geldiğinde annesini bulmuş.

“Annemi ilk gördüğüm vakit çok bir şey hissetmedim” diyor, Mayaç Aytar. ‘Aradan epey bir zaman geçtikten sonra anneme ısındım. Annemle ve ailesiyle bağlarımızı hiç koparmadık. Yıllarca birbirimize gittik geldik. Annem Denizli’de, ben burada olmama rağmen bir aile olduk. Onun çocukları benim ağabeylerim ve çocuklarımın dayıları oldular. Anneme hasta olduğunda hep koştum, gittim, baktım ona. Evimde de uzun zaman ona hizmet ettim. 23 yıl sonra kavuştuk birbirimize ama sonrasın da hiç ayrılmadık. Ölünceye kadar yanında oldum. Geç buluştuk ama çok şeyi paylaştık.’

Bu hafta Aksu İlkokulu Müdürü Erol Ayar’ın Annesi Mayaç Aytar’ın evine konuk olduk. Çocukluğunu, gençliğini yaşadıklarını bizimle paylaştı. Ortaya ilginç bir yaşam öyküsü çıktı. İşte o öyküyü sizlerle paylaşıyoruz.

Anneniz neden sizi bırakıp gitti.  Yıllar sonra nasıl bir araya geldiniz. Hikâyenize buradan başlayalım mı?

Babamın ailesi Yörük. O zamanlar belli bir yerde ikamet etmek yok. Kışın Adana’ya yazın ise Kayseri’ye göç ederlermiş. Annem birer gün arayla anne ve babasını kaybederek öksüz ve yetim kalmış genç bir kız. Annemin amcası, annemi evli ve çocukları olmasına rağmen babama vermiş. Annemin gönlü olmadan babamla evlendirmişler. Sonra ben dünyaya gelmişim Adana’da.  Ben dört aylık çocukken Kayseri Yaylası’ndan Adana yaylasına göç edecekmiş babamlar. Jandarma tarafından bir emir geliyor, Adana yaylasına tekrar yerleşmek yasak diye. Babamlarda o zaman, Antalya’ya yaylasına yerleşme kararı almışlar. Bunu duyan annemin amcası -ben Sultan’ı (benim annemden bahsediyor) bunlara gelin verdim, zaten çile çekiyor, Antalya’ya giderse ben onu nerede bulucam- diye gelip babaanneme; -Sultan’ı akşama kadar bize verin, ekmek pişireceğiz, yardım etsin, akşam getirir bırakırım- diyor. Babaannemde Sultan’ın kundakta bebeği var, onu da götür diyor. Annemin amcası  -bebek sizde kalsın, ben akşama getiririm- Diyerek annemi alıp götürüyor, bir daha da getirmiyor.

Babaannem annemin amcasının evine gidiyor. Gelinimi aldın götürdün, akşama getireceğim dedin getirmedin, diyor. Annemin amcası da -Sultan artık sizi istemiyor-  diyor ve babaannemi geri gönderiyor. Babamlar annemi hiçbir şekilde amcasından alamıyorlar. Göç zamanı olduğu için çıkıp Antalya’ya Hacı Aliler bölgesine geliyorlar. Annem Kayseri de kalıyor.  Hacı Aliler bölgesi çalılık, makilik olduğu için kışı burada geçiriyorlar. Daha sonra buradan babamlar yer alıyorlar ve yerleşiyorlar.

Beni babaannem büyütüyor. Annemi hiç görmedim ona hasret büyüdüm. Aradan birkaç sene geçince annemin amcası, annemi Kayseri’de askerlik yapan bir orman askeri ile evlendiriyor. Asker Denizlili. İzne giderken annemi de ailesinin yanına götürüyor. Askerin ailesi annemi istemiyor. Asker yalvarıyor -askerliğim bitinceye kadar kalsın sizinle dönünce gelip kendi evimizi kurucam- diyor. Ama asker dönemiyor, çünkü şehit oluyor. Askerin ailesi anneme -Oğlumuz şehit oldu, sende Kayseri’ye evine git- diyorlar. Annem çaresiz köyün muhtarına sığınıyor.

Talihsizlik annenizin yakasını bırakmıyor öyle mi?

Evet, köyün muhtarına annem yalvarıyor. -Beni Kayseri’ye amcamın yanına gönder, tren parasını o sana verir-  diyor. Muhtarda anneme -Kızım birkaç ay bekle, şu harmanı kaldırayım söz seni göndereceğim-  diyor. Annem bir zaman muhtarın evinde onlara hizmet ediyor. Muhtar bir gün anneme diyor ki -Başka bir köyün muhtarının hanımı vefat etti, iki küçük, birde kundakta çocuğu yetim kaldı. Ona varır mısın?- Annem ne diyeceğini bilemiyor. Evinde kaldığı muhtar, eşi ölen muhtarla önceden konuşmuş, muhtar kabul etmiş, annemden cevap bekliyorlar. Annem muhtarı görüyor, bakıyor çocuklar kimsesiz, kabul ediyor. Muhtarla evleniyor annem. Üç çocuğuna annelik yapıyor. İşin ilginç tarafı 4 aylık yetim kalmış Muhtarın çocuğunu, anneme süt geliyor, süt emziriyor. Muhtar anneme çok iyi bakıyor, bizde sonradan tanıdık. Kendi öz babamdan daha çok sevdim, çok iyi bir insandı nur içinde yatsın.

Bundan sonra neler oldu nasıl haber aldınız, annenizle nerede buluştunuz?

Bizim köye Kayserili bir kadın geldi. Gittim hemen yanına, sohbet ettik. Kadın annemin akrabası çıktı. Bana ‘senin annen yaşıyor Denizli’de yaşıyor’ dedi. Annemin başından geçenleri o anlattı bana. Sonra eşim, annemin evli olduğu köyün muhtarına mektup yazdı. Karşılıklı mektuplaştık. Sonra Denizli’ye yanına gittik.

Evet, kavuşma anı geldiğinde ne hissettiniz, o an, neler oldu. Anneniz neler yaşadı?

Denizli’ye gittik, annem bizi bekliyormuş. Kızım ve damadım gelecek diye çok heyecanlıymış komşular söyledi daha sonra. Annemi gördüm. Hiç anne duygusunu yaşamadığım için sarılamadım bile anneme, annem bana sarılıyor, ben hiç sarılamıyorum. Sonra sonra ısınmaya başladım anneme, ondan sonra da hiç ayrılmadık.

Şimdi dönelim çocukluğunuza 4 aylıkken annenizi amcası aldı götürdü, bir daha da getirmedi. Annesiz babaannenizle büyüdünüz. Nasıl bir çocukluk yaşadınız.

Babamızın yanında geldi geçti. Yörük olduğumuz için konup göçerdik. Yıllar sonra Antalya’ya yerleşmişiz Hacı Aliler bölgesine, orayı yurt edinmişiz. Hacı Aliler çalılık ve makilik bir yer. Su bile yoktu doğru düzgün. Zorluklar, yokluklar içinde geçti çocukluğum.  Ayağımıza giyecek çarık bile yoktu. Bir kıyafet dikerlerdi başka yok, yıllarca onu giyerdik. Buğday dikiyoruz ve hayvancılık yapıyoruz, başka bir geçim kaynağımız yoktu. Yufka ekmeğinin arasına somun ekmeği sarıp yerdik. Derede çamaşır yıkardık, çocukken bizi o derede kazanları kurup yıkarlardı.

Kaç yaşında evlendiniz? Kaç çocuğunuz, kaç torununuz var?

Gülerek ‘kaçırdılar beni’ diyor, Mayaç Teyze. Kaçmasaydım, evli adama vereceklerdi.  Veli Aytar’la Hacı Aliler bölgesinde evlendik. Komşuydu ailelerimiz. 17 yaşındaydım, Veli’de 18 yaşındaydı. Evlendik ilk çocuğumuz dünyaya geldi, sonra eşim askere gitti. 4 çocuğum sekiz torunum var. 2003 yılında eşim vefat etti.  Çocuklarım ve torunlarımla mutlu bir şekilde yaşıyorum, çok şükür.

Evet, hayatlara dokunduğunuz vakit içlerinden çok fazla hikâyeler çıkıyor. Biraz kırgın, biraz buruk, azıcık sitemli. Bu ülkenin kuruluşundan 90’lara kadar hazin hayat öyküleri her zaman her yerde karşımıza çıkıyor. Tek tek ele almaya çalışıyoruz, yaşanmışlıkları sayfamıza taşıyarak gençlerle ve bütün okurlarımızla paylaşmaya çalışıyoruz.

Yokluğun, açlığın, sefaletin dibe vurduğu bir ülkenin yaşayan insanları o günleri, yaşamlarını, büyük bir heyecanla bizimle paylaşıyorlar. Bu gazetemizin ritüeli oldu artık. Her hafta bir yaşamı burada buluyorsunuz. Bundan sonra ki sayılarımızda da başka yaşam öykülerini bu sayfa da bulacaksınız.

İyi haftalar diliyorum…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.