Evlilik ikinci bir doğumdur.  Real karne olmaktır. İnsanlar bir doğunca bir de evlenince hayatları başlar. Doğum bizim elimizde değildir fakat evlilik ve eş seçimi tercihlerini biz yaparız. Son zamanlarda kurulan ikili ilişkilerin bozulma sıklığının arttığı, aldatmaların çoğaldığını görüyoruz. Eşler birbirini neden aldatır?

Aldatma denildiğinde bir kadın veya erkeğin birlikte olduğu insanın dışında başka birisiyle cinsel veya duygusal anlamda beraber olması biçiminde tanımlanabilmektedir. Fakat biz ruh sağlığı alanında çalışan uzmanlar aldatma konusunu bu kadar sığ açıdan ele almayıp bu davranışa sebep olan psikolojik ve çevresel etmenleri de incelemekteyiz. İnsanın doğasında pek çok eksiği var. Bu yanlış ve eksikler onları suça, aldatmaya iter.


Evlilik kurumu, beraberinde getirdiği sorunlar ve çocukların varlığı erkeğin yaşamını git gide zorlaştırır. Buna monotonluk da katıldı mı, işler onun açısından biraz daha içinden çıkılamaz hale gelir. Ve eşler dert yanmaya başlar. Aldatma, kişinin kendisine yapılan bir ihanet değil, kurdukları ikili ilişkiye yapılan bir ihanettir ve altında temel neden olarak geçmişte yaşanan bir travma yatar. İnsanların geçmişte yaşadığı rollerle, yetişkinlikte yaşadığı roller aynıdır, birbirinin tekrarlar. Tekrarlama döngüsü, yaşamın bir parçasıdır ve bir döngüdür. Her şey birbirinin tekrarıdır. Mesela anne-babanızın kötüyse, o evliliği eşinize yansıtmanız kaçınılmazdır.

Kaygıları yoğun kadınlar flörtüz, kaygıları yoğun erkekler ise cinsel tepkiler verir. Aldatmanın temelinde kaygı da yatar ve anksiyeteye karşı savunma amacıyla gelir. Aldatma bilinçdışı olarak devreye girer. Erkek aldatınca ' her şey benim kontrolüm altında ' derken kadın ' ben değerliyim' der. Yani kadını kontrolü altına alamadığını hisseden erkek ve kendini değerli hissetmeyen kadın aldatır.  Bu ikisi birbiriyle bağlantılıdır. Yani adam eve erken geldiği için mi kadın mutludur yoksa kadın mutlu olduğu için mi adam erken gelir? İkisi de birbirini besler. Bunun pozitif seküler bir döngü olduğu gibi aldatma da negatif seküler döngü halindedir.

Aldatma üzerine bir Alman dergisinin yaptığı araştırma ilginç sonuçlar koyuyor ortaya:
Eşlerini aldatan insanlar yaşadıkları heyecanın yerini başka hiçbir şeyin tutmadığını söylüyorlar. Eğer kendileri aldatıldılarsa yaşayacakları acının da çok büyük olacağını belirtiyorlar. Kadınlar, eşlerini aldattıkları partnerlerini yakın arkadaş çevrelerinden seçiyorlar ve yaklaşık % 70'i bir defalık bir ilişki yaşıyor ama geri kalan % 30'luk grup daha uzun süreli ilişkiler yaşıyor. Erkekler eşlerini genellikle tesadüfen tanıştıkları insanlarla aldatıyorlar ve genellikle de eşlerinin hamileliği sırasında aldatmaya başlıyorlar. Ancak her üç erkekten biri kendi işyerinden bir kadınla ilişki yaşıyorlar ve bu daha uzun süreli bir ilişki oluyor. Araştırma yapılan grubun % 57'si öpüşmeyi aldatma olarak kabul ediyor, % 20'si ise el ele tutuşmaya aldatma olarak bakıyor. Ortaya çıkan bir diğer sonuç ise her iki kişiden birinin hayatı boyunca en az bir kere aldatılmış olduğu.
Yine yakın bir zamanda İngiltere'de iki bin on dört kadın ve erkeği kapsayan bir araştırma yapılmış. Araştırma sonuçlarına göre kadınların yüzde 26'sı; erkeklerin, yüzde 31'i beraber olduğu insanı aldatıyor. İlginç olansa bu araştırma sonucuna göre de kadınlar yine erkeklerden geri kalmıyor. Çağımızın en önemli sorunu ihanet gibi görünüyor.

Amerikan Psikiyatri Enstitüsü Anketi'nin sonuçları da aldatmanın toplumlarda ne kadar yaygınlaştığını göstermesi bakımından inanılmaz! Beş bin erkeği kapsayan bu ankette; son bir yıl içerisinde eşlerini aldatıp aldatmadıkları sorusuna bu erkeklerin üçte ikisinden fazlasının aldattım yanıtını vermiş olduğu görülüyor.
Bütün bunlar bir takım araştırmalar sonucu elde edilen istatistiksel değerler.
Ancak böyle bir durumla karşı karşıya kalan insanlar için olay çok acı verici. Aldatan ya da aldatılan bireylerin derhal bir psikologla görüşmesi ilişkileri ve ruhsal problemleri için çok iyi olacaktır. Peki, psikoloğun buradaki rolü nedir?

Tırtıl kendine bir koza yapar ve orda günlerce kalır, en sonunda bir kelebeğe dönüşür. Onu gören insanoğlu ona yardımcı olmaya çalışır ve onu oradan çıkarmak ister. Çünkü kozanın zayıf tarafını görür, orayı keser ve kelebeğin çıkmasına yardımcı olur. İşte bunu yapan kişi terapisttir. Bazen o koza açılsa da tırtıl çıkamaz oradan. Kaslarının güçlenmesi ve o güce ulaşması gerekir. İşte bazen sizi de o kozadan çıkmanıza yardımcı olan kişi psikologdur. O çırpınışlarla kelebek güçlenir ve dışarı çıkar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.