Geçen hafta ifade ettiğim gibi siyasi partilerin ilçe kongreleri il kongresine doğru bir süreçte akmaya devam ediyor. Kesinlikle en keyifli seçim yarışı Milliyetçi Hareket Partisinde yaşanacak. Sürecin sonunda ortaya çıkacak fiili durumu ayrıca o gün geldiğinde değerlendirmek lazım.
Yine daha önce ifade ettiğim gibi Mustafa Köse AK Parti il Başkanı olur. Fakat parti içi rekabette hangi grubun kazançlı çıktığını görmek için Köse’nin yardımcıları kim olacak iyi gözlemleyin derim. Mustafa Köse’den parti camiasının çok şey beklediğini söylemem lazım . Bu da onun omuzlarındaki yükü arttıracak. Acizane tavsiyem bugün etrafında bulunan kendisine ve parti imajına zarar veren bazı isimlerden kurtulması.
Bunlar kim denecek olursa, Sayın Başkan tabanın yanı sıra kendilerine destek olan sivil toplum kuruluşları arasında kısa bir araştırma yaparsa bunların hangi isimler olduğunu görür.
Siyasetin dışında Esnaf Kefalet ve Kredi Kooperatifleri de kongrelerini büyük bir hızla sürdürüyor. Kefalet seçimlerinden önce kefalet kredilerinin 100 bin liradan, 25 bin liraya düşmüş olmasına dikkatleri çekmek istiyorum.
Bunun iki açılımı olabilir. Ya hükümet, Esnaf Kefalet Kooperatiflerini yakın gelecekte kapatacak. Ya da Genel Başkanları A.Kadir Akgül ile hükümetin bir sorunu var. Elbette benim buradan sorun nedir? Tam olarak biliyor olma gibi bir şansım yok. Fakat kredide yaşanan gelişme, böyle düşünmeye sevk ediyor.
Kefalet Kredi Kooperatiflerinin kredi limitlerinin düşmesi konusunu bir kenara bırakarak seçimlere gelecek olursak, Antalya merkezde önemli bir gelişme beklemiyorum. Bir kooperatif hariç.
Zaten yazımın başlığı da o “bir kooperatifteki Abbas’a. Hani şarkıda diyor ya. Haydi Abbas Vakit Tamam. Akşam diyordun bak oldu akşam.
Bugün ismini açıklamayacağım o bir kooperatifte büyük bir sürpriz yaşanacağı kulaktan kulağa konuşuluyor. Bu sürpriz sonucunda Antalya kamuoyunu zaman zaman yaptığı olumsuz-rahatsızlık veren icraatlarla meşgul eden bir arkadaşın(Abbas’ın) biletinin kesileceği söyleniyor. İsmi doğrulatamadım ancak bu duyum gerçekse, o kişi için sanırım sonun başlangıcı olacak.
Kaybeden ve yenileni esnafta, siyasetçi de sevmez. Bir de o arkadaş gibi birilerinin kuyusunu kazarak yol almış izlenimi veriyor ve arkanızda dostunuzun 30-40 katı düşman ile pusuda bekleyen bırakmışsanız. Vay halinize!
Elbette konuya yakın olanlar, kimden bahsettiğimi çok iyi anladı. İsim zikretmiyorum. Çekindiğinden de değil. Zira o arkadaşta yazıyı okuduğun da kendisinden bahsettiğimi anlayacak. Nasıl mı anlayacak? Bu tarife uyan ondan başkası yokta ondan.
Belki vardır. En azından benim bildiğim yok. O nedenle de malumu ilan etmeyi çok anlamlı bulmadım. Ayrıca konuyu kişisel irdelemekten öte, kişiden genele yayarak ortaya koymayı yararlı görüyorum.
Duyum, sağda-solda konuşulanlar gerçekse aslında bu yaşanılacak olan sonrasında yaşanılacak olanların yanında bir hiç. Şimdiden söylemek isterim.
Genel açıdan baktığımda benzer durumdakiler tavsiyem; kendisini yeniden bir gözden geçirmesi. Nerelerde, nasıl hata yaptığının muhasebesini yapması. Bu kadar düşmanı ardında nasıl bıraktığını “egosunu” kenara bırakarak sorgulaması.
Kimbilir belki onlar adına, tüm bunlar için çok geç. Belki de bu saatten sonra kapıyı mandallamak çok anlamlı değil. Yaptıklarının faturaları artık art arda önlerine konulacak. Ama yine de çıkmadık canda ümit vardır diye düşüyorum. Öyle Dimi?
Tüm kalelerini kaybetmeden önce birilerini suçlamadan ve yaptığı hataları kabul ederek, bir çıkış bulmaya çalışmalı insan. Kanımca, birilerine şah çekmeden ve sonucunda şah-mat olmadan elindeki fili vermeyi bilmeli. Zira böylesi bir tabloda çekeceğin şah kendine mat olarak dönecektir. Gerçi bazen fili vermekte yetmez. Çıkışı bulabilmek için bazı kalelerin terk edilmesi yanında çok iyi bir mihmandarınızın da olması lazım.
Bu örnekte olduğu gibi sıkıştığınızda birilerinin verdiği basın desteği ile tıkandığınız yerdeki sorunları birilerinin açıklarını açık ederek, aşmayı deneyenlerdeniz? Kendinizin sonunu hazırlayan süreci hızlandırdığınızı bilmenizi isterim.
Eğer birilerini temsil eden noktalarda iseniz. Bu sivil toplum kuruluşu olur, siyasi parti olur. Sonuçta fark etmez. Basındaki partneriniz veya partnerleriniz ile aracılığıyla “ne yapmaya çalıştığınız” çok önemlidir.
Bu vesile ile basın noktasında da genel bir değerlendirme yapmak istiyorum. Bizim aramızda da diğer alanlarda olduğu gibi tertemiz halı veya çim saha dururken, çamurda oynamayı seven arkadaşlar var. Tavsiyem; artık kimse onlara pas atarak, oynamasın.
Gerçi o her tarafı çamura bulanmış o arkadaşlara sorsanız en temizimiz onlardır. Her işleri ahlak dairesi içindedir. Patronlar bugüne kadar bizden sakındıkları cömertlikleri onların önüne sererler..! Ama. Sonuç ortada.
Herkesi, özellikle de toplumun kesimlerini temsil edenleri “toplumu ve etraflarını dizayn etme” noktasında basını kullanırken, dikkatli olmaya çağırıyorum. Dizayn edeyim derken, dizayn edilirsiniz de haberiniz olmaz. Ayrıca necasetten iyi bir şey çıkmaz. Ne dediğimi benim okurum anlar. Anlamayan da lütfen okumasın.
Benim ki elbette duyumlara dayalı düşünce paylaşımı. Mutlaka konu hakkında bilmediğim çok şey vardır. Sabah ola hayrola.
Rahmetli Babacığım her zaman söylerdi. Doğruya bir şey olmaz. Doğru sendeler ama düşmez. Ve bekleyip, görelim.
Sağlıcakla Kalın…
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!